Ay Işığı Sokağı ve Mecburiyet |Stefan ZWEIG |Kitap Yorumu

Kitap yorumu yapmayı ne kadar özlediğimi fark ettiğim bir gün oluyor! Cidden, sanki çok uzun zamandır kitap anlatmıyorum sizlere. Geçenlerde okuduğum bir sürü kitap var ve hepsi anlatılmayı bekliyor. Acaba bir liste mi hazırlasam?
Liste halinde kitaplar önermek size daha iyi geliyor. Şöyle, genelde bana “bana kitap önerir misin?, “işte ne okuyabilirim?” gibi anlık liste taleplerinde bulunuyorsunuz. E insanın eli ayağı birbirine dolanıyor haliyle. Sanki hiç kitap okumamışım gibi hissediyorum. Bu yüzden arada bir kapsül listeler hazırlamayı düşünüyorum.





Şimdi gelelim Stefan’a…

Daha önceki tüm Stefan Zweig içeren yazılarımda da söylediğim gibi, Stefan Zweig nasıl yaşadıysa bir bir yansıtmış eserlerine. Haklı ve oldukça başarılı bir yansıtma bu, kitaplarındaki ölümlere ve korkulara hak vermemek elde değil…
Düşünün ki 1.Dünya Savaşı’na katılıyorsunuz kâtip olarak. Sonra ülkenize dönünce eşinizden ayrılıyor, Naziler tarafından kitaplarınız yakıldığı zaman Londra’ya kaçıyorsunuz doğal olarak. Orada vatandaşlık için bir hanım ile evlenip sonrasında nazilerden kaçış devam ediyor.

İzinden Gidecek Kadar Sevmek

Tüm bunlar olurken bir çok yazardan ve akımdan da etkileniyor tabi. Freud, Tolstoy gibi Kliest gibi önde gelenlerin izini takip ederken Kliest’in eserlerinden son derece etkilenen Stefan Zweig’e bu etkilenmek az gelmiş olacak ki adamın intiharına dahi özenmiş.
Belki tesadüftür bilinmez ancak gerek Ay Işığı Sokağı gerek Mecburiyet içerisinde olsun ya da diğer kitaplarının hepsinde Stefan Zweig’in intihara meyilli kaygılı ruh halini görebilirsiniz. Tüm kitaplarını okumanıza da gerek yok peş peşe 2 tane Stefan Zweig okudunuz muuuuuuuuuu olayı çözersiniz zaten!

Adını yazmayacağım, (bloğumda zehir adı geçiremem) bir zehir ile intiharında sıvıyı içtikten sonra eşine verip istediğin zaman yanıma gelebilirsin demiş. Ki eşi de o an istemiş ki ardından o da içmiş…
Tesadüftür ki, Hitlerden kaçan Stefan’ın Kleist’e özenip de intihar şekli bizzat kaçtığı Adolf Hitler tarafından da hayata geçirilmiş. Tabi o kime özendi bilemiyorum.

Kleist ile birlikte intihar eden eşi mi daha çok seviyordu, Kleist’i takip eden Stefan mı yoksa Stefan’ın ardından o zehri içen Lotte mi yoksa hepsinden habersiz bir şekilde eşiyle birlikte intihar eden katil Adolf mu (hiç kusura bakmayın bu vahşi çok daha fazlasını hak ediyor bence) daha çok seviyordu bilemeyiz ancak tarih her seferinde tekerrür ediyor. Bazen özenmeyle bazen siz istemeden…

Huzurlu Yaşam

Ay Işığı Sokağı içerisindeki 5 hikayesiyle birlikte tamamen ev huzuru, mutlu yuvalar konulu. Tabi Stefan Zweig denildiğinde mutluluk aramak mümkün mü?! Her hikayede bozulan ev huzuru ve hayatı, bozgunluk çıkaran korkunç bir karakter yahut korkunç ana karakteri dışarıdan izleyip korkan birileri var.
Yazıldığı yılı bilmiyorum ancak muhtemelen Stefan’ın eşinden ayrılma dönemlerine denk gelmiş olsa gerek ki bu kadar aile buhranı görüyoruz.

Savaştan Kaçmayı İstemek…

Mecburiyet ise Ay Işığı Sokağı’ndan bambaşka bir dünya! Yine buhran ve kaygı ana konumuz ancak bu kez vatani görevini yerine getirmeyi bir zorunluluk sayan adam başkarakter.
Zorunluluk dediysem, “mecbur gideceğiz, vatan bu benim görevim, evim, yuvam” gibi milliyetçi duygular değil; “ben niye gidiyorum ya of” zorunluluk hissi.
Türk milletine çok zıt ve ters bir kitap vallahi. Mesela gidip bunu dedeme okusam muhtemelen önce beni vurur bu kitabı neden okuyorsun diye 😀 Bizler yapı olarak savaşmaya meyilli, korumacı insanlarız. Örneğin ben 6-7 yıl kadar Taekwondo eğitimi aldım şuan kendimi samuray sanıyorum 😀
Şaka bir yana, Türk halkı olarak sahip olduğumuz vatan millet ve bayrak sevgimiz ile gurur duyuyorum. Bu yüzden kitabı okurken aslında o adamın değil Stefan’ın bu düşüncelerde olduğunu bilmek beni kızdırdı biraz.
Belki kendini ait hissetmiyordur, illaki vardır böyle düşünenlerimiz.

Ancak yine de kendi menfaati için “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavırları çok itici geldi. Şöyle söyleyeyim; kucaklarında yavrularıyla savaşa giden analar varken bu adamın çıkıp da “vay efendim ben neden savaşa gidiyormuşum ben sanatçıyım resim yaparım” tavırları sinirlendiriyorrr

Uyarımı lütfen kitabı bıçaklamayınız şeklinde yaparak okumanızı, 1.Dünya Savaşı’na gitmiş bir adamın düşüncelerini anlamanızı öneririm.
Tabi bu korkak adamdan sonra dönüp bir de aynı dönemde yazılmış Türk eserleri okuyun derim. (Özellikle Zeytindağı! )

No Comments

Leave a Reply