Bana Bir Fosforlu Kalem Lazım || Kamp Günlükleri

27 Ağustos 2018
Hep bir “Ölmeden Önce Yapılacaklar Listem” olsun istemişimdir. Hatta ciddi ciddi oturup böyle bir liste hazırlayanlara da çok şaşırırım. Mesele oturup yazmak değil, bütün hayalleri bir anda aklına getirebilmek… Böyle bir liste yazmaya karar versem ya da daha basit şekilde, bir kitap listesi yapacak olsam hayatta aklıma gelmez ki yazayım. Hani bazı insanlar 15 yıl önceki kavgada söylecekleri sözü yeni hatırlarlar ya bende de durumlar aynen böyle gelişiyor. Bir anda “aaa şunu da yapacağım bir gün” diyorum sürekli. Sürekli güncellenen bir liste yani. Aklımdaki listenin İstanbul ayağını yeni bir şey görene kadar “şimdilik” bitirdim diyebilirim. Sonuçta doğduğumdan beri buradayım ve ister istemez her yerini biliyorum. Yine birkaç yer daha kaldı ama genel itibariyle tamam. İstanbul dışındakiler ailemle yapacaklarım ve onları babam “tamam hadi gidelim” demeden gerçekleştirmek mümkün değil.
İşte babamın bayramda gideceğiz deyip de kararını verdiğimiz bir bayramın 2.gününde çıktık yola. Yola çıkana kadar bin tane farklı şehir planı kurduk en son yine İstanbul’dan çok uzaklaşmadan Şile’de karara vardık. Bayramın ilk günü kurban kes, etlerle uğraş vs derken ve öncesinde de temizlik yorgunluğu hepsi birbirine karıştı. Üstüne bir de her zaman olduğu gibi aşırı yorgunlukta gelen griple beraber dedim ki ben yataklara düşerim, gidemeyiz. Annem falan herkes ikna oldu yataklara düşeceğime ama mükemmel bünyem düzenli olarak 2 gün ilaç içerek bunu da atlattı. Burnum ilk günkü gibi canım burnum halen yer çekimine karşı koyamıyor ama kamp deneyimimizin üzerinden 2 gün geçince çok da problem değil 🙂 

Dijital Dünyadan Uzak Gerçek Bir Kamp!

 Normalde pikniğe gittiğimizde telefonların çekiyor olması sayesinde herkes telefonlara gömülüyor ya da sürekli bir yerlerde fotoğraflar paylaşılıyor. Şile, Ağva ‘da kampa gittiğimiz yerde telefonlarımız çok çok çok az çekiyordu. Alo demeye yetecek kadar 🙂 Ama öncesinde burayı nasıl bulduğumuza gelelim…
Başlangıçta Akçakese köyüne gidip orada kamp yapacaktık (bu arada çadır vs ekipmanlarımız var ciddili çadır kampı). Gittik bir “camping” alanına girdik bizim bahçeden daha küçük ve ağaçsız bir yer adam günlüğüne kişi başı 90 lira istiyor(5 kişiyiz 3 gün kalacağız totalde 3-4 yıldızlı bir otel gibi resmen ama sadece çadır yerini kiralıyoruz bu paraya). Bizim bahçenin daha büyük olduğunu garantileyip çıktık oradan ki biraz “çakma camping” yeri gibi geldi bana. Neyse gittik Ağva ‘ya… Navigasyonun sözünü dinleyip bir kamp alanını baya aradık Şile’nin dağlarına tırmandık arabayla ama ne görelim adamlar kapatmış! Hani saatlerce yol gidersiniz de hedefe varmak için döneceğiniz sağda önünüze bina çıkar ya aynen öyle oldu kardeşlerim. Baya bildiğiniz dağlarda döndük durduk sonra başka yere çıkalım dedik bir baktık dümdüz Şile yolundan gelseydik oraya varacakmışız zaten! İlk bulduğumuz “camping”e girdik orada da 3 günlüğüne 450-500 lira fiyat çıkarttılar ve denize girmek yasak, aşırı kalabalık ve gürültü… Neyse dedik burası da olmadı tabi babamın oraya girmeye niyeti var gibiydi de 450 lira sadece çadır kuracağımız yer için biraz fazla sonuçta otel-pansiyon gibi alternatiflerde daha uygun fiyata konaklarız hem de her şey dahil! 5 dakika daha gittik orada bir yer bulduk ki çooook daha geniş bir alan, denize giriliyor vs derken girdik içeri. Kamp kurmak için araba başı günlük 30 TL; sadece denize girmek için yine araba başı günlük 15 TL vermeniz gerekiyor. Ayrıca içeri girerken güvenlik konusunu da sorduk adam “ben sizi ilk defa görüyorum yoksa içerdeki herkesi tanıyorum” dedi ki akşam da gelip yine sordu “siz ilk defa mı geliyorsunuz daha önce görmedim diye”. İçeride de herkes kendi halinde ve hep aileler vardı. İlk çadır kurduğumuz yer biraz daha kumsaldan uzak orman içerisindeydi oranın güvenliği (adamın büfesi var içeride ve kamp alanının kontrolünü sağlıyor sanırım) orman içinde ateş yakmanın ve çadır kurmanın yasak olduğunu söyledi. Ateş yakma olayını bizzat deneyimleyip adam söylemeden öncesinde semaver yakarken küçük çalıları tutuşturduk. Üzerine basınca sönüyorlar ama daha fazlası olur diye yakmadık, tüp kullandık. Yemeğimizi yeyip biraz da kumsaldaki deniz için gelen kalabalık azalınca ön tarafa taşındık. Fotoğraflarını yükleyeceğim zaten (ki çok fazla fotoğraf çekmedim, manzarayı izleyip keyfini çıkarmak benim için daha önemli her zaman) ama alabildiğine deniz ve tertemiz bir kumsalda kalacak olmak fikri harika göründü gündüz gözüyle. Akşam rüzgar bizi biraz uğraştırdı çünkü çadırı rüzgar çıktığında yeni kurmaya başlamıştık… Ve yaz gününde üşümek de harika! Cidden sabah güneş çarptı resmen ama akşam rüzgardan ve soğuktan donduk. Ama kat kat giymeyi özlemişim. Ayrıca deniz arkanızdan eserken semavere odun doldurmak da çok güzel, deneyin!
Annemin kamp konusunda endişelendiği tek şey orada kamp yapan insanlardı. Ama o kadar aile yeriydi ki yan tarafımızda 1 kamyona doluşup gelenler vardı (gece uyutmadılar-sabah 5e kadar konuştular). Ertesi gün uyutmadıklarını söyledik de neyse ki o gün gittiler evlerine de 1 gece rahat uyuduk. Çocuklu aileler, bebeğiyle gelenler vs gayet gidilebilir bir yer. Ki kimse kimseye karışmıyor, herkes kendi havasında bu da güzel bir şey. Yani yok sen niye bağırdın yok araban niye benim çadırımın yanında yok ateşin dumanı bana vuruyor gibi tartışmalar hiç olmadı -genelde piknikte karşılaşılan problemler-
Bu kadar yazmışım yerin adını söylememişim. Yer, Kurfallı Köyü Dernek Alanı ya da Kurfallı Altı Plajı olarak geçiyor haritada. Greenpark camping’in yanı. Denizi İstanbul’da girdiğimiz denizden farksız, dalgalı mı dalgalı deli karadeniz suyu. Hatta bizim döndüğümüz gün dalgaların ve akıntının çokluğundan denize girmek yasaklanmış.
  Lavabo ve tuvalet için de kadın-erkek olarak ayrılmış 2 prefabrik; giyinme için de ayrılmış 2 kabin mevcut. Tuvalet akşamdan akşama temizlendiği için mideniz pek kaldırmıyor özellikle denizciler geldiği zaman bu yüzden ilk gün sabah 7de kalkıp gideyim dedim. Üzgünüm, herkes benim gibi düşünmüş! Bu konuya fazla değinmeyeceğim, sadece çok uzun vadede çadır hayatı sürmeyeceğiniz için bunu göz ardı edebiliyorsunuz. Giyinme kabini olarak da oradaki kabinleri kullanmadık çünkü annemin denizde kullanmamız için diktiği bir çadır-kabinimiz var onu da kurduk. Tek problemimiz son anda karar verip çıktığımız için buzdolabımız yoktu. Yiyecekleri özellikle bozulmayacak ve geç bozulacaklar olarak yanımıza aldığımız için çok problem yaşamadık hatta yiyeceklerimizden yalnızca son gün 1 tabak civarında kalan et ve kavun bozuldu. Büfedeki amca buzdolabını kullanabileceğimizi söyledi ayrıca bunu da ekleyeyim. Ve telefon şarj etmek için powerbank- araç şarjı gibi alternatifleriniz yetersiz kalıyorsa büfede 2 lira vererek telefonunuzu şarj edebiliyorsunuz. Ama telefonlar çekmediği için çok kullanamıyorsunuz haliyle şarj size yetiyor. 
Herhalde beni hiç etkilemeyen ama annemi baya sarsan konudan bahsetmeliyim. Çadırda kalmak. Biz çadıra sermek için bildiğiniz ev halısı götürdük ki öylesi daha rahat, öneririm. Üzerine battaniye vs yatak serdik. Uyku tulumu önerecekler orada durun çünkü karşınızda uyuduğunda kendinden geçip çılgınlar gibi yatan ben uyku tulumuyla uyursam ölürüm. Neyse, annem yer yatağını mı yadırgadı yer sert mi geldi bilmiyorum pek rahat etmedi. Gerçi ben sert yatakta daha rahat yatıyorum yerde yatmak gayet rahat geldi ama gece rüzgarda çadırın hışırtısı uykudan bir anda sıçramanızı sağlayabiliyor. Buna rağmen güzeldi.
Aklımdaki listeme sarı fosforlu kalemle bir çizik attım. 20 yaşımın yazı bana bayağı deneyim kazandırdı. Hayatımın 20 yaşı biraz fazla fosforlu kalemle çizilmiş gibi oldu ama ben bu durumdan memnunum. Eğer fırsatınız varsa ya da bir gün fırsatınız olursa denizin sesini dinleyip başınızı yastığa koyduğunuzda topraktan gelen dalga sesini duymaya çalışma deneyimini, ağaçların aynı yöne savruluşunu ya da gece gökyüzünün yıldızlarla dolu bir kumsal olduğunu izlemek deneyimini lütfen gerçekleştirin… 
 Son olarak, kat kat giyinip telefonumun ışığını yakarak kitabımı okudum. Aynı huzuru başka nerede kitap okurken bulurum bilmiyorum ama okul zamanında metronun kasvetli ortamlarında okula sürüklenirken “bir sayfa daha okuyayım inmeden” dediğim zamanlarda o anı çok özleyeceğim kesin.

Bizim misafirlerimiz bile vardı…

You Might Also Like

1 Comment

  • Reply Beyaz Yakalı 28 Ağustos 2018 at 01:39

    Çok güzel bir deneyim olmuş, ben hiç çadırda kalmadım. Sanırım benim listemde de bu olmalı.

  • Leave a Reply