Bazen Bahar || Melisa KESMEZ

12 Ekim 2018

 Yazı yazarken en çok zorlandığım kısım hep başlangıçlar olmuştur. Bir de akışı yönetmek konusunda koordinesiz olduğum zamanlar olabilir. Ancak hiç problem değil çünkü yazıda ne kadar konuşma dili gibi özgün ve “ben” olabilirsem o kadar iyi. Çok garip bir iş değil mi şu “yazmak”? Bu ara kafamı kurcalamıyor değil. Mesela yazmasaydım ya da bir blog hesabım olmasaydı ne yapabilirdim. Bu tıpkı “internet olmadan önce ne yapıyorduk” sorusu gibi gelebilir ama gerçekten öyle, ne yapardım sorumun karşılığı yok. Sık sık yazmasam da (ki planlarımdan birisi artık sık sık yazmak) birçok anıma şahit oldunuz burada. Kaç kişi okuyor, kimler okuyor vs gibi konulara pek takılmadığım için tüm duygularımı rahatlıkla yansıtabiliyorum. Geçenlerde başta kendime sonra size sorduğum soruya çok içtenlikle cevap verdiniz sağolun 😂😂 ben de kendi kendime istişare edip karar verdim. Dolayısıyla, artık her Cuma yeni yazı günü olacak. Saati 17.00 olarak ayarlayacağım ki genelde bu saatler okuldan- işten çıkış saatleri oluyor daha rahat okunabilir. 
Tabi ki bu yalnızca Cuma’dan Cuma’ya yazı gelecek demek değil. Özellikle Cuma günleri yayınlanacak yazılarım olacak. Diğer zamanlarda da buradayım yani. Tabi bugün yazmak istediğim 2 yazı var. İlk önce okuduğum bir kitaptan bahsedeceğim. Sonrasında ise (muhtemelen akşam -gece- yazmak daha rahat olacak) bir konu üzerinde sohbet edeceğiz…

Dosttan Gelen Armağan

  Esra ve Rumeysa’ yı  bilirsiniz… Bilmeyenleriniz için; biz 3 kişiyiz. Blog yolunun en başında farklı şehirlerden karşılaştık ve neredeyse 3 yılı tamamlarken her gün biraz biraz yol katettik. Yolda birbirimize altını çizdiğimiz, notlar aldığımız kitapları hediye ettik, mektuplar yazdık verdik. Bunlar ve çok daha fazlası sayesinde hiç yan yana gelememiş 3 dost olduk. Ama bir gün olacağına adımız gibi eminiz, inşallah diyoruz.
İşte bu kitap da Esra’dan gelen bir anı… İlk altı çizili satıra rastladığımda o kadar sevindim ki anlatamam! Sanki bir konuşma esnasında “durun kızlar size bir şey okuyacağım” deyip de aynı satırları ikimiz de söylemiş gibi hissediyorum böyle olunca.
Kitabın içeriği ve ilk defa okuduğum Melisa Kesmez kalemi de o kadar büyüleyici ki sanki bu kitap yalnızca bana yazılmış gibi geldi okurken. 
Özellikle bir cümlesinde, her kitapta yalnızca okuyan kişiye, bana ait bir altı çizili cümle olacağından; yazar bile değil yalnızca benim onu anlayacağımdan bahsediyordu ki kesinlikle başka kitaplarını da okuyacağım dedim Melisa Kesmez ‘ in. 
Aslında her ailede olabilecek çatışmalardan, mutluluklardan bahsederken bir yandan da genel Türk aile yapısına küçük iğnemeler yapılmış. Ama ülkemizin ve hatta aslında bir dönemin Türkiye’sinin yapısı bu. Tabi sadece aileden bahsedilmemiş, bir kadının duygularından, sarılıp saatlerce ağlayabileceğim yaşanmışlıklarından da bahsedilmiş. Öyle yerler oldu ki içimden “inşallah bunlar tamamen hayal ürünüdür de kimse yaşamamıştır” dedim. 
Kitap bana biraz Mahalleden Arkadaşlar esintisinde geldi bazı yerlerde. Özellikle 80’ler- 90’lar kuşaklarının anlatıldığı dizi, kitap gibi yapıtlara bayılan birisi olarak bu kitaba bağlandım. Eksik olabilecek ya da “şurası şöyle olmasaydı” demeye cesaret edebileceğim hiçbir yer yok. Gerçekten. Belki şuan aklıma gelmiyordur da bu kadar net konuşuyorumdur ama öykücülüğünü beğendiğim tek kadın olabilir Melisa Kesmez. Tabi yalnızca Bazen Bahar kitabını okuyarak bunu söylemek de ne kadar doğru bilemiyorum ama yazara karşı sıcak hissettim kendimi. Şöyle düşünün, daha ilk kitabında bu kadar sevdiysem diğer kitabını bayıla bayıla okuyabilirim! 

You Might Also Like

2 Comments

  • Reply Beyaz Yakalı 1 Kasım 2018 at 22:52

    Dönem yansıtan eserleri severim. Şu anda bile bu yazıyı okurken 80 ler dizisini seyrediyorum. Kitap benim için ilgi çekici olabilir. Teşekkürler…

    • Reply Sinem 12 Kasım 2018 at 00:52

      Kitabı okumanızı ( ve benzerlerini de araştırıp okumanızı) kesinlikle öneririm o zaman 😊

    Leave a Reply