Bir Hasan Ali Toptaş Dosyası; Kuşlar Yasına Gider

15 Temmuz 2017

Tıpkı kitaba palas pandıras başladığım gibi blog yazımı yazmaya da aynen öyle başlıyorum. Henüz tam olarak bir fikrim oluşmamışken.

Hasan Ali Toptaşbu aralar çok merak ettiğim bir yazar ve bu kitap ise yazardan okuduğum ikinci kitap. Henüz yazar hakkında çok kesin düşüncelere sahip değilim. O yüzden, buraya yazardan 6-7 kitap okuduktan sonra yeniden bir yazı girmeyi planlıyorum. Sırf kendimi kendimle kıyaslayabilmek adına.
Vee şimdi asıl meselemiz olan Kuşlar Yasına Gider’e dönelim 😊
Kitap kapağıyla bile buram buram memleket kokuyorum diye sesleniyor bize, zaten başlar başlamaz da anlıyoruz işin terk edilmiş köylerle alakalı olduğunu. Tabi ben bu yüzden başlayınca çok heyecanlandım, çünkü hasret temalı kitapları okumayı çok sevdiğim gibi eski zamanlara ithaf yapan kitapları okumayı çok daha fazla severim.
Hasan Ali Toptaş’ın da doğduğu topraklar olan Denizli’de geçiyor romanın büyük bir kısmı. Roman’ın baş kahramanı Ankara’da yazarlık yapıyor. Baş kahramanımızın babası ve annesi de Denizli’nin Çal ilçesinde oturuyor. Baba Aziz Bey yıllarca yollara tutkun bir şekilde yaşamıştır. Zaten, Aziz Bey’in yollara tutkusunu Hasan Ali Toptaş her fırsatta dile getirmiş, uzaklara dalan gözleri romanına konuk etmiş. Baş kahramanımız babasının yollarda kaybettiği bacağını tedavi ettirmek için çabalarıyla başlıyor hikâye ve böylece devam ediyor.
Anlatılan hikâye yüzlerce insanın başından geçmiştir diyebiliriz. Hal böyle olunca da hikayenin nasıl anlatıldığı çok daha büyük önem kazanıyor. İşte bu konu da söylemek istediğim o kadar çok şey var ki;
Öncelikle karakterlerin yansıtılmasından bahsetmek istiyorum. Her yaşın kendi özgü getirmiş olduğu bir olgunluk ve mizaç olduğunu düşünüyorum. Hatta erkek veya kadın karakterlerin tepkileri aynı yaş olsalar bile çok büyük farklar gösterebiliyor. Bu yüzden ben bir kitabı okurken öncelikle karakterlere odaklanırım. Yazar, beni karakterlerin içine çekebilecek mi ya da beni onlarla bütünleştirebilecek mi çok dikkat ederim. Yine bu kitapta da her şeyi bir kenara bırakıp incelediğim bir meseleydi bu. Fakat beklediğim derecede başarılı bulamadığımı söylemek istiyorum. Gerek taşralı karakterlerin söylemlerinde gerek çocuk karakterin tepkilerinde beklediğim gerçekçiliği yakalayamadım. Kitabı okurken bir miktar sıkılmamın sebebi de buydu zaten.
Yine aynı şekilde Denizli’deki Aziz Bey’in evinde gerçekleşen olaylar yani akrabaların, komşuların toplanması ve saireler çok doğal olmasına rağmen yazar bunları anlatırken o doğallığı bizlere verememişti. Detaylara girdikçe ipin ucu kaçıyordu. Ben bu yüzden biraz daha sıkıldım okurken.

Açıkçası beklediğim şeyleri çok fazla bulamadım ama bu demek değildir ki yazarın diğer kitaplarını okumayacağım! Aksine şimdi daha fazla okumak istiyorum çünkü içimde bir his Hasan Ali Toptaş’ın benim aradığım, özlemini duyduğum bir hikâyeyi yazmış olabildiğini söylüyor. Elbette bu öylesine oluşmuş bir düşünce değil. Yazardan okuduğum ilk kitap olan Geçmiş Şimdi Gelecek adlı kitabı çok sevmiştim ve orada birçok defa kendime rastlamıştım. İşte bu yüzden başka kitaplarla da şansımı denemek istiyorum.
Sonuç olarak okuyalım ve kendi kararımızı kendimiz verelim; hoşça kalın…
Ben, POLİ.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply