Disosiyatif Kimlik Bozukluğu, Birkaç Film, Kitap Ve Dizi Önerisi

9 Ocak 2018

Yazıya öncelikle, bunu okuyan sana çoooooooooooooook teşekkür etmekle başlamak istiyorum! Ne zaman ne yazacağımı düşünsem merakla bekleyip destekledin. Bu yazıyı neredeyse 2 haftadır yazmayı planlıyor araya sürekli farklı bir şeyler getiriyorum. Yaklaşık 3 gün teknik arızalarla beraber ancak kavuşabildik… Birazcık uzun sürecek bir yazı, öyleyse hazırsanız gözlüklerinizi takın, başlayalım o zaman!

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu Aklıma Nereden Geldi? 

  İlgimi çeken araştırdığım, kitaplarda okuduğum psikolojik konular ile alakalı bir seri yapmak istiyorum ve eğer böyle bir seri oluşturacaksam ilk başlık hiç şüphesiz disosiyatif kimlik bozukluğu olacaktı. Ne olduğuna, nereden geldiğine başlamadan önce bu hastalığın neden dikkatimi çektiğini söyleyemeyeceğim sanırım. Yazı içerisinde anlaşılır zaten ancak bunu yazmaya tetikleyen etmen hiç şüphesiz “Dr. Jekyll İle Mr. Hyde” kitabı ve sonuna kadar izlediğim tek kore dizisi (Poli’nin tavsiyesi) “Kill Me Heal Me” …

Peki Nedir Bu Disosiyatif Kimlik Bozukluğu?

  Aslında disosiyatif bozukluklar hastalıklar grubunun üyesi olan bu hastalık kişinin yaşadığı travmalar ve istismaslar sonucu (ağırlıklı olarak) kendi kişiliği (çekirdek kişilik) haricinde alternatif kişiliklere (alter) bölünmesi olarak biliniyor. Aslında hafıza, bilinç bozulması olarak bilinse de aslında vücudun bir savunmasından başka bir şey değil…
  Vücudun bağışıklığına, direncine bağlı olarak bilincin bölünmez bütünlüğünün kaybıdır. Çok mu teknik oldu? Şöyle anlatayım, yaşadıklarının ağırlığı altında ezilen bünye artık dayanamaz raddeye geldiğinde vücut tarafından travmayla başa çıkacak yeni savunma mekanizmaları oluşuyor. Hani hep konuştuğunuz ikinci üçüncü iç sesleriniz var ya onların ciddi boyutlara taşınmış hali bu. 
 Dün araştırırken bir doktorun hastasıyla yaptığı konuşmasını izinli yayılmasına denk geldim de okurken ödüm koptu arkadaşlar. Link falan koymayacağım valla kimseyi tedirgin etmek istemem.
 Çoklu kişilik bozuklu denilen bu problemde aslında tek bedende 1 veya daha fazla kişinin yaşaması söz konusu buraya kadar tamam ama asıl sıkıntı şu, bu bedenlerin birbiriyle bağlantısı ya da ilişkisi yok. Birbirlerinden haberleri olmak zorunda değil ama haberi olduğunda birbirini kontrol edebilmeleri mümkün mü bilemiyordum. İnternette ikinci kişiliklerin baskın olması amnezi gibi hastalıklara sebep olacağı yazıyordu… Kişiliklerin farklı olması konusuna gelirsek, bedendeki kişiliklerin bırakın psikolojik durumlarının farklı olmasını fiziksel görünümleri dahi farklı olabiliyor. Örneğin mutlu, üzgün, depresif kişiliklerin bir bedende olması normalken bu kişiliklerin gözü bozuk, peltek gibi olmaları da görülebilirmiş.
 Eğer kişilikler arası geçiş nasıl oluyor diyorsanız stres ve travmaya bağlı alterlerin ortaya çıkacağını söyleyip, aşağıda bahsedeceğim örneklerde daha net anlayacağız ama  öncesinde görülme sıklığından bahsetmek istiyorum…

   Genellikle şiddetli duygusal, cinsel ya da fiziksel istismara uğrayan -çocukluk dönemi ağırlıklı- bireylerde çok daha fazla rastlansa da herhangi bir problemi olmayanlarda da görülmüş. Hatta öyle ki çok mutlu bir aile, okul, iş hayatına sahip olanlarda görüldüğü de olmuş…  Tahmin edeceğiniz üzere kadınlarda erkeklerden daha sık görülen bu hastalık her yaşta ortaya çıkabilir durumdaymış.
Sayı sever okuyucularımıza travmaların %90 taciz öyküsü olduğu notunu ekleyeyim. Tabi kazalar, doğal afetler, savaşlar, ebeveyn kayıpları gibi bünyeyi sarsacak bütün nedenler disosiyatif kimlik bozukluğu/ çoklu kişilik bozukluğunu tetikliyor ya da ortaya çıkarıyor. Aslında tetikliyor demek daha doğru değil mi?
   Şimdi de bu hastalıktan müzdarip kişilerin hayatlarına, hikayelerine yer vereyim…

En bilinen Adolf Hitler…

Şimdi çevrenizdekilere KANKA BAK SEN DE ÇOK KİŞİLİKLİSİN EHE EHE EHHE  demenizin haricinde, Adolf Hitler’in çift belki daha çok kişilikli olduğunu öğrendim. Bir taraftan cani, kanla ölümle beslenen ırkçı kişilik; bir tarafta sanat, çocuk sever kişilik. Tabi sevdiği çocukların da sanatında da bir ırkı var ama sonuç olarak bir bedende bir çok kişilik barındırıyor…

Tarihte kaydı olan ilk disosiyatif kimlik bozukluğu vakası: Louis Vivet

  Tıp tarihine adını ilk yazdıran beyimiz Louis, 1863 yılında çocukluğu boyunca ihmal edilmiş. Belki ailesi umursamamış olarak düşünebilirsiniz ama ben “ya çok şımartılarak ihmal edildiyse?” diye de düşündüm bilemiyorum… Neyse, gençlik yıllarına geçmeden önce, 8 yaşında ilk suçunu işleyip hayatının baharını ıslah evinde sürdüren Vivet, 17 yaşında bir üzüm bağında çalışmaya başlamış. Hikaye belki burada patlak veriyor. Çünkü bu bağda bir yılanla karşılaşan Vivet yılan onu sokmamasına rağmen şok geçirdi. Korkudan olmuştur diyenleriniz var değil mi? Çocuk felç geçirmiş… 1 yıl yürüyemeyip bakımevinde kalmaya başlayan Louis’in ömrünün çoğu bakımevleriyle haşır neşir ilerler. Karakterinde görülmeye başlayan ve tedirgin eden farklılıklar insanları araştırmaya itmiş olsa gerek ilk önce kendisinden çok farklı karanlık ve soğuk bir karakter varken yapılan testler -1800’lü yılların teknolojisine rağmen- yaklaşık 10 farklı kişiliğini ortaya çıkarmış.

Sanatçı Judy Castelli

 Vivet’le ve benzer vakalarla aynı olarak istismar edilmiş bir çocukluk sonucunda uzun yıllar depresif bir hayat sürmüş Castelli, 1967’de üniversiteye başlar. Okulda psikolog tarafından eve gönderilme tavsiyesi üzerine eve gönderilmiş gönderilmesine ama şimdi de kendisine zarar vermesini söyleyen sesler duymaya başlamış… Yazık kızımıza, dinlemiş içindeki sesi yüzünün hemen hemen hepsini kesip şekillendirmiş kendince, bir gözünü kaybedip bir kolunu da tamamen kullanamaz hale gelmiş… Defalarca hastaneye kaldırılma, artan bunalımlar doktorlar tarafından kronik şizofreni olarak görülmüş. Adamlar 1800’de disosiyatif kimlik bozukluğunu anlamış ama 1900’lerin sonunda anlayamamışlar ben de bunu anlamadım. 
    Neyse, Castelli’miz 80’li yıllarda bazı yerlerde şarkı söylemeye sahnelerde show yapmaya başlamış. Aynı zamanda heykel ve cam sanatında harika eserler ortaya çıkaran Castelli, 1994 yılına geldiğimizde tedaviye başladı. Bu süreçte 7 farklı alter tespit edilmiş. İlginç tarafı ise, tedavi boyunca 44 farklı karakteri ortaya çıkmış. Ama beni şaşırtan kısım gayet güleryüzlü olan sanatçı kişilik, hastalıkla alakalı araştırmalarda doktorlara çok yardımcı olmuş ve aynı zamanda sanat kariyerine de devam etmiş. Yabancı kaynaklarda okuduğum kadarıyla, Judy psikolojik hastalıklara sahip kişilerin terapilerinde sanata ağırlık vermelerinde teşvik edici etkinlikler gerçekleştirdiği de biliniyor…

Biraz kitap biraz da gerçek hayat: Truddi Chase…

Şimdi kitapla beraber anlatacağım, biri bana bu kitabı bulup hediye ederse sevinir okurken çıldırırım heralde gençler! Ama cidden kitap bulunmuyor, basımı yasaklanmış… 
  Tavşan haykırdığında, isimli kitap disosiyatif kimlik bozukluğundan müzdarip hastamız Truddi Chase’e terapisti tarafından yazması önerilmiş bir otobiyografi. Doktorun kitap yazmaya teşvik etmesinin tek sebebi psikoterapide iyi ve neredeyse tek yöntemlerden olması… 
Asıl hikayeye ve korkunç kısma geçersek, Truddi Chase tam 92 kişiliğe sahip. DOKSAN İKİ FARKLI KİŞİLİK TEK BEDENDE. Yukarda demiştim ya kişiliklerin geçişleri nasıl olacak diye, doktoru Truddi’nin geçişlerinde yüz hatlarının hatta göz bebeklerinin renginin dahi değiştiğini söylemiş. 
Kitabının adı neden “when rabbit howls” derseniz, kitapta bahsettiği en küçük kişilik tavşanmış. Gerçekte ise, 2 yaşına kadar üvey babası tarafından cinsel; 12 yaşına kadar annesi tarafından duygusal istismara maruz kalan Truddi ilk olarak 2 yaşında bölünmeye başlar… Kişiliklerinin karmaşıklığı o kadar sarpa sarmış ki, bir içecek hazırlasa içine 7-8 farklı çeşit koyarmış. Ayran, kola, elma suyu, vişne suyu, kahve, salep karıştırıp içmek gibi düşünün. Niye mi yapıyor? Çünkü kişilikleri anlık olarak değişiyor da her kişilik bir şey ekliyor da ondan!
   Hazır 92 karakteri var vs demişken, en küçük kişiliği 5-6 yaşlarında Lamb Chop; en yaşlı karakteri 1000 yaşında İrlandali şair ve filozof Ean imiş.  Ki bunlar doktorun belirleyebildiği kadar olan sayı…

Bir kaç film ve dizi…

   Filmleri çok izlemedim ama araştırmalarım sağlam arkadaşlar. Bu konuda Türk yapım filmlerden 2006, Mustafa Altıoklar yönetmenliğinde “Beyza’nın Kadınları” filmini önerebilirim. Bu konuda yapılmış adı sayılır filmlerden olduğunu gördüm. İzleyecek cesaretim var mı peki sizce?
    Split(Parçalanmış), The Crowded Room filmlerine de göz atın. Hatta öyle ki The Crowded Room’un bir hikayesi de var. Billy Milligan’ın hayatının filme uyarlanışının araştırmanızı istediğim bir hikayesi var. Şu kadarını söyleyeyim, film çekilme aşamasında başrol oyuncu arama ve maddi sıkıntılar konusunda birkaç yıllık bir sürelik araya girilmiş…
  Belgesel severlere de TRT Belgesel’in Nöropsikoloji başlığı altında 1.bölümde işlediği bu konu örnek verilebilir. Henüz izlemedim, muhtemelen bu yazıyı paylaştıktan sonra izleyeceğim ama İzmir’de bir çocuk ile röportaj ile anlatılıyor çoklu kişilik.
Filmlere son önerim Fight Club (Dövüş Kulübü). Hatta dilerseniz kitap olarak da bulabileceğiniz yeraltı edebiyatının değişik tatlarından olan bu isim, çoklu kişilik bozukluğu ile alakalı güzel bir kaynak…
  Tüm bu filmler ve belgeseller haricinde hastalığı çok net anlatacak ve anlayacağınız bir dizi önermek istiyorum… Bizzat son bölümüne kadar izlediğim bu dizi, Güney Kore dizilerinden en harikası diyebilirim. “Kill Me Heal Me” dizisi her karakterin daha doğrusu her kişiliğin adının ortaya çıkışından tutun da hastalığın kökenine kadar iniyor. Hatta hastalığın tedavisini dahi görüyoruz dizide. Gülüyoruz, eğleniyoruz izlerken ama derinlerde yatan drama çok canınızı yakabilir. Yani düşünün 7 kişiliği olan bir hastanın durumu bu kadar zorken 92 kişilik belki çok daha fazlasına sahip insanlar var…

Bütün bu yazıya, araştırmalarıma neden olan kitap!

En başta belirttiğim gibi, Dr.Jekyll ile Mr. Hyde bu araştırmayı yapmamın asıl nedeni. Yazarımız Robert Louis Stevenson’u küçüklüğümüzde Define Adası ile tanıdık… Bu kitap ise o kadar sarsıcı ki modern dönem edebiyatı sayılan dönemde eserlere bakıldığında çok farklı bir konuyla ve işleyişle öne çıkıyor. İnternette “bir rüyadan doğmuş bu kitap…” diye yorumlar okudum, 1886 yılında bu hastalık belki binde bir denilecekken ancak rüya olabilir diyebiliyorum.
Genel olarak,ying-yang mekanizması gibi her iyiliğin içinde bir kötülük her kötülüğün içinde bir iyilik diye bilinen insan vücudu konu alınmış gibi görünüyor. Ama öyle değil.  
Kitapta bir doktorun yaptığı deney ile farklı bir karaktere bölünmesi, sonrasında vasiyetinde tüm mal varlığını Mr.Hyde adlı kişiye vermesi, Dr. Jekyll’in iyimser ve gündüz görünen Mr.Hyde’in itici, çirkin görünümde ve yalnızca geceleri görünen birer kişilik olmaları bu ikilinin buluşmasını önlüyor. Bu akış yazdığım gibi değil, yani çok daha fazlası çok eksiği var ancak Stevenson bu kez alttan mesaj göndermek yerine, öyle gösteriyormuş gibi yapıp direkt disosiyatif kimlik bozukluğu hastalığını anlatmış… Bana göre öyle gençler VAY EFENDİM NE DEMEK ANLAM YOK demeyin.
   Neden mi öyle hemen anlatayım, yazar küçükken geçirdiği rahatsızlığın ardından ailesinin baskısıyla da karşılaşmış. Sonrasında ailesine baş kaldırıp kendince bir hayat benimsemiş ama kitapta da bu eksiklik hissediliyor. 
Anansi Çocukları’nı okumadım ama Stevenson’ın bu kitaba yol gösterdiği yönünde okuduğum birkaç yorum mevcut.
    Tam burada BİTTİ BİİTTİ BİTTİ diye bağırmamı bekliyorsanız gözünüz aydın çünkü yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım. Özetleyebildiğim, sıkılmayacağınız derecede yazmaya çalıştım umarım elimden gelenin en iyisini yapmışımdır. Ayrıca son kez ve son kez eğer buradaysan ve bu cümleyi okuyorsan, çok teşekkür ederim! 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply