Gazap Üzümleri || John STEINBECK

18 Ağustos 2018


  Okuması da yorumu da çok uzun soluklu bir kitap hakkında konuşmaya geldim bu kez. Sıkıcılığından ya da okunamayacak kadar ağır olmasından değil, çok fazla altı çizili üzeri notlarla dolu şekilde okuduğumdan dolayı uzun sürdü bitmesi. Ki kitap okumakta olan seçiciliğimin bu kitap sayesinde daha da ilerlediğini hissettim. Çok bilmişlik ya da “burnu havada” davranmak değil yaptığım yanlış anlamayın, okuduğum ya da okuyacağım kitaplara geri dönüp baktığımda bana kattıklarına önem veriyorum. Gazap Üzümleri bu konuda beni pişiren kitaplardan oldu. Aslında bir yandan da düşüncelerimi anlatmak istemiyorum. Kaç gündür o kadar düşünce dolu bir kafam var ki hepsini görmezden gelip kendimden kaçmak çok zor. Gazap Üzümleri kitap yorumu konusunda da aynı duruma düşeceğimi biliyorum. 
O zaman bir şekilde bir yerden başlayalım…

Kaderi hep bir yöne gitmek olanların öyküsü…

 Hepiniz duymuşsunuzdur; “Coğrafya kaderdir” diye… Hangi milletten hangi ülkeden hangi toplumdan olursanız olun yaşayacağınız ve yaşamanız gerekenler sizi bulur. Bir şekilde süreci hızlandırabilirsiniz ya da önlenebilir olanları engelleyebilirsiniz ama sonuçta yaşarsınız ve yaşadığınızı kader olarak bilirsiniz. Gazap Üzümleri de kaderi hep bir yöne gitmek olanların öyküsü… Gelişen ve globalleşen dünyanın bir getirisi olarak giden bir çok şey, en önemlisi üzeri çiğnenen emek bu kitapta doya doya anlatılmış. Aslında günümüzde kime sorsanız makineyi insandan değerli tutar. Çünkü makine konuşmaz, oyalanmaz; çalışır, üretir, hızlıdır… 
1900’lü yıllarda faaliyete geçen bu düşünceler yüzlerce hatta milyonlarca insanı evinden ederek farklı yerlere göç etmeye mecbur bıraktı. Emekçiler, işçiler ve aileler daha kaliteli ve iyi bir yaşam için yola çıktılar. Ancak bu noktada bir problem vardı; daha iyi bir yaşam için gidecekleri yerlerde çiftlik sahipleri tüm cin fikirleriyle onları bekliyorlardı. Yüz binlerce kadın, erkek, çocuk ve yaşlı… Hepsi aç ve çalışmak için can atıyor! Nerede olursanız olun bu iki sıfata sahip insan gördü mü aleyhte kullanmayacak insan sayısı o kadar az ki! 
  Kitabı okumadan yorumumu okuyanlar “neden çıktılar evlerinden, çıkmasalardı” diye düşünebilirler ancak durum öyle değil. Keyfi olarak “artık para kazanamıyoruz hadi çıkalım buradan gidelim” diyen mevsimlik işçi değil bunlar. Evleri, kendi tarlaları olan insanlar ve ellerindeki her şey alınıyor. Ekmek teknelerinin ellerinden alınması doğrudan öldürülmelerinden daha zor bir durum… 

Her çağa hitap edecek bir roman!

  Yolda olmak zorunda olan bu insanların hayatlarını anlatan Gazap Üzümleri günümüze bakıldığında Suriyeli, Afgan, Türkmen gibi göçmenlerin zorluklarını anlatıyor aslında. Hatta kitap çok daha üstünden anlatıyor gibi geldi bana. Sonuçta yolda olan bir sürü insana karşılık onları kullanmak isteyen binlerce kötü insan var… Daha çok sosyal ve siyasi olarak göndermelerde bulunmak için kaleme alınan bölümler bulabilirsiniz. Yanlış anlamayın, kitap üstünkörü demiyorum sadece 1930’lu yıllar gibi neredeyse güncel sayılan Dünya Edebiyatı’ nın intizamına şaşırıyorum. Ne haddime Steinbeck eleştirisi yapmak ama günümüzle kıyaslandığında bir dönemin gerçekten harika olduğunu görüyorum… 
 Kitaba geri dönersem, Batı ve hep Kuzey’e gitme hayalinin en acımasız hali olan hayatlar olduğunu bilmek çok üzücü. Günümüzde bile, bir yerlerde insanlar acımasızca katlediliyorlar ve biz elimizdekilerin kıymetini bilmemeyi marifet sanıyoruz. Sizi bilmem ama ben, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında karnını doyurmak için avlanmak zorunda olan çocukların, insanların hakkını nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. Oraya gidene kadar o kadar çok hayattan bihaberiz ki! Elden ne gelir ne yapabilirim bilmiyorum, yapacak imkanım var mı onu da bilmiyorum ama dua ediyorum. Bir gün Filistin’de, Arakan’da ya da Amerika’da çocukların ölmemesi için hakkıyla yaşayabilmek için ve en önemlisi ailemin bir arada olması için…
Kitapta aile bağları ve komşuluk o kadar ön planda ve özenle anlatılmış ki çoğu zaman kendi ailenizle durumu kıyaslayabiliyorsunuz. Göç etmek zorunda kalan insanlar mazlum, mağrur gibi gösterilse de bir yandan da birlikten kuvvet doğduğunun farkındalığı işleniyor. Hatta “güçlü kadın” figürü kitapta hakim sembollerdendi. 
Hani bazen kitap yorumu yaptığım kitaplarda ısrarla okumanızı öneriyorum ya da o kitabı diğer kitaplarda da anlatıyorum ya bu kitap da bariz şekilde onlardan birisi. Hatta günümüzde yazılan bir çok distopya kitabını içinde gördüm. Örneğin hepiniz okumuşsunuzdur, “Ada” ya da “Karanlık Zihinler” kitaplarını. Oradaki yolda olmak, daha iyi bir yaşama kavuşmak hayalleri hatta tasvirler ve örgütlenmek gibi genel konular Gazap Üzümleri’nden çekilip alınmış gibi. 
  Kitapta beni şaşırtan ve gerçekten üzen kısım sonuydu. Ne olduğunu söylemem merak etmeyin. Ama şunu söyleyebilirim ki, kitap sanki böyle bitmeyecekmiş de son anda yazıp bitirmeye karar verilmiş gibi. Sanki Steinbeck’in aklında farklı bir düşünce varmış ama yazmaktan vazgeçmiş gibi hissettim. Filmini de izleyeceğim belki o zaman kararım değişir ama şimdilik sonunun o kitap için çok yarım olduğuna eminim. 
 Gerçekten “çok güzel” demekten öteye kelimeler kafamda çok dolu olduğundan yazamıyorum. Tıpkı ağzına kadar dolu bir damacananın ters çevrildiğinde suyunun dökülmemesi gibi fazla doluluktan uygun kelimeyi seçemiyor seçtiklerimin sayfalarca sürmesinden korkuyorum. Ama bildiğim tek şey var ki, ışığı gördüğüm herkesten eline bir kalem alıp bu kitabı okumasını isteyeceğim artık!

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply