Hayata Tutunacak Bir An || 13 Ekim Cumartesi

13 Ekim 2018

    Cumartesi günü 7 gün içerisinden en sevdiğimdir. İşim olduğu halde dışarı çıksam Pazar günü halledebileceğimin rahatlığı; evde dursam işlerimi iki güne bölebileceğimin huzuru harika bir şey! Ciddiyim, bu gün benim için gerçekten harika. Ayrıca Pazar günleri erkenden uyanmayı da çok severim, yarın da planlarım arasındadır erken kalkıp ders çalışmak. Anlayacağınız üzere bugünün büyük bir çoğunluğunu ders ile geçirdim. Bir de çok uzun zamandır özen gösteremediğim günlüğümü düzenledim. Artık daha düzenli olması adına yanımda taşımayı düşünüyorum her an yazabileyim en azından. Burası hakkında da birkaç gelişme var, şimdiden meraklandırayım da 4-5 güne hazır olunca “vay ben duymadım” “vay ben görmedim” demeyin. Sürpriz olduğu içiiiiiiiiiin şuanda söylemeyeceğim ancak bir şey fark ettim ki günlük tarzında yazılarımı daha çok seviyorsunuz. Bir kitaptan da bahsetsem bir günümü de anlatsam bunda doğal halimi okumanızdan bahsediyorum. Aslında kitap yorumlarımda da çok resmi sayılmam ama bir konuşma arasında o kitaptan bahsetmem muhtemelen daha güzel geliyor size. Bunları öyle kafadan atmıyorum he, baya raporlarla izlencelerle vardığım sonuçlar böyle. Ayrıca bu şekilde yazmak beni de rahatlatıyor oldukça…

 Bu aralar sizlerden istek parçalar topladım birkaç yazımda (burada yazacağım cümleyi tamamlayamayıp komple unuttum). Bu yazının konusu da çok özel bir arkadaşımdan geldi… Benden mücadele hakkındaki düşüncelerimi istedi. Evet, mücadele. Hatta sorduğum ilk soru, “mücadele etmek hakkında tavsiyeler mi yoksa bir şeylerle nasıl mücadele ettiğimi anlatmak mı” oldu. Yani evet, yazarken her ikisine de yer vereceğim ama çıkış noktam öncelikle hangisi olmalıydı. Benim nasıl mücadele ettiğim konusuna karar kılındı, sonuca bağlandı.
İçerik ise, asla vazgeçmiyorum. Her ne koşulda ne olursa olsun pes etmek, vazgeçmek, geri dönmek benim kişiliğimde yok. Hatta herkesin “yapamazsın, bu çok zor” dediği her şeyi yaptım bu zamana kadar, Allah’ın izniyle de yapmaya devam edeceğim. Ama şu da var, yaptıklarım öyle körü körüne şeyler değiller. En başında bana bir şey öğreteceğine, hayatımda gerçekten yeri olacağına güvendiğim inançlar uğruna mücadele ederim. Güvenmezsem en başında zaten bu yola girmem.
 Bu çok genel bir kişilik aktarması oldu değil mi? Yani kime “nasıl mücadele ediyorsun bunlarla” dense doğrudan “asla pes etme” der. Gerçek bu. Ancak bunun da ötesinde olanlar var. Örneğin hayat hiçbir zaman siz “pes etmeyeceğim” dediğiniz anda geri dönüp de gitmez. Dalgalı bir denizde yıllarca yüzmüşsünüzdür ve tam kıyıya çıkacağınız anda tsunami, fırtına kopar hayatta. Siz başarılı olmaya çalıştıkça, tam bir adım kaldı dersiniz sonra bir bakarsınız ki yol iyice dolambaçlı hale getirilmiş, çamurlarla süslenmiş. Ki benim de oluyor böyle. Olmadığını söyleyen yalan söylemiştir. Başarı anahtarı size asla altın tepside sunulmaz. Yılanlarla dolu bir ormanda aslanın ağzında durur bende genellikle. Ama o yolda yürümeden, aslanın yanına gitmeden olduğum yerde durup ağlayıp birilerinden bana o anahtarı getirmesini bekleyerek mücadele etmiş olmam. İçimin ferah olması ve “başardım” diyebilmek adına her bir adımı kendim atıp sonuca ulaşmalıyım. Belki iki adımım arası 3 yıl sürer, olduğum yerde sayarım belki ama kaplumbağa misali istersem çook uzun bir zaman aralığında ulaşırım hedefime. Sonunda mutlu olacağımı, “başardım” diyebileceğimi hissediyor ve tüm kalbimle inanıyorsam inanın bana önüme çıkan her engelle Allah’ın izniyle mücadele edebilirim. 

Böyle cesur cesur yazdığıma bakmayın her an böyle düşünmek mümkün değil. Mücadele ettiğim konulardan vazgeçmek de geçiyor aklımdan bazen, her şeyi boş vermek de ya da “olacaksa olur”a bırakmak da… Ama bunlar geçici düşünceler biliyorum. Çocukluğunuzdan beri hayalinizde bir meslek olduğunu düşünün; yalnızca onun için çabalamışsınız yıllarca. Sonra o mesleğe neredeyse 1 adım kala vazgeçmek geçiyor içinizden, bu düşünceyi umursar mısınız? Benim umurumda olmaz! Onca yılı tek bir düşünceyle yok mu sayacağım? Gülmek için güzel bir fıkra! Sadece meslek açısından demiyorum, çok şükür fizikçiliğimden ödün vermedim hiç 😀 Örneğin yıllarca bir ülkeye gitmenin hayalini kuruyorsunuz. Örneğin Norveç. Tüm işlemleriniz tamamlandı, her şey hazır, son anda aklınıza bir şey takıldı, acaba gitmesem mi diye düşündünüz, bu sizi vazgeçirir mi hedefinizden? Ben olsam “hadi Sinemcim uyu canım geçer olur böyle” der umursamam.
 Bu yüzden size hedeflerinize giden yolda hep pes etmeyip üstüne gitmenizi söylerim. Hangi arkadaşıma vazgeçeceği şeyler hakkında tavsiye verecek olsam vazgeçmemesini üstelerim. Körü körüne değil tabi bu,  o kişide potansiyel olduğunu bildiğimden. Sınıftakilerden okuyanlar varsa söylesinler kaçını girmemeyi düşündükleri derse girmeye ikna ettiğimi ya da ders seçerken hangi dersi seçecekleri konusunda tüm yönlerden yorumlar yaptığımı 😂😂

Şaka bir yana, başarı başta inanç sonrasında mücadele ile gelecek bir mutluluk iken başarısızlığın kasvetli sersemliğine katlanmam imkansız. Tabi ki her zaman başarılı olacağım diye bir kural yok ama çabalamadan başarısız olmayı seçmektense çabalayıp başarıya ne kadar yaklaştığımı görmek; eksiklerimi bilmek çok daha güzel bir şey benim adıma.
Ne kadar cevap olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Size sayfalarca “çok çabalayın, asla vazgeçmeyin, hayat üstünüze geldikçe omuzları dik tutun” demek çok korkunç bir şey olacak. Ben sadece hayatınızla mücadele etmek yerine hayatı yanınıza alıp, yaşamayı bilip birlikte mücadele etmenizi tavsiye ederim. Kısacası, işin özü kendinizle barışık olun gerisi kolayca gelecektir!

You Might Also Like

1 Comment

  • Reply Beyaz Yakalı 2 Kasım 2018 at 11:59

    İnsan hedeflediği ve inandığı uğurda yol alırken karşısına çıkacak sorunlarla mücade edebildiği ölçüde sonunda başarır. Mücadelenin sonunda başarmak için öncelikle inanmalı insan. İnanan insanın önünde hiç bir güç duramaz. Güzel yazıydı, çok teşekkürler..

  • Leave a Reply