Ivan Ilyiç ‘in Ölümü | L.N. Tolstoy

3 Aralık 2018

Bu, Ivan Ilyiç hakkında ilk cümlem. Kendisini anlatırken hiçbir sıfat kullanmadan giriş yapmak istedim. Sadece Ivan Ilyiç hayatına adanmış bir giriş olsun istedim. Yaklaşık 3 yıl önce tiyatro afişinde görüp internetten araştırmıştım. Tesadüfen karşıma pdf formatı çıkıp da ilk sayfasını okuyunca bıraktım. Henüz zamanı değil dedim, ölümden konuşmanın, bir insanın düşüncelerine ortak olmanın henüz zamanı değil… Aradan 3 yıl geçti, Ivan Ilyiç okumanın zamanı geldiğine emin oldum ve alıp okumaya başladım. Şimdi de kitap yorumu yapmak için başladım yoluma…
Kitapları yalnızca metroda okula gidip gelirken okuyabiliyorum bu aralar. Evde ya boş zamanım olmuyor ya da kitap okuyacağım derken başka bir iş ile uğraşıyorum. Az bir süre de değil gidiş-dönüş toplamda 1,5- 2 saat kadar kitap okuyorum. Zaman bulamamak da en sevdiğimiz bahanemiz ayrıca! Bu aralar kanımdaki demir yine yerleri süpürüyor olsa gerek unutkanlık, yorgunluk ve üşüme etkileri zirvede. Kendi kendime nasıl geçireceğim bilmiyorum ama zamana bıraktım yavrucuklarım illaki düzeliyor.



Neyse benim demirimi bir kenara bırakayım, Ivan’dan bahsedeyim. Kitap yorumu olarak değerlendiremeyeceğim kadar çok duygu dolu bir kitap benim için. Nereden başlasam diye düşünürken, ilk önce kitabın kaldığı etkilerden bahsetmek istiyorum…

Fransa rüyasında bir Rusya

Hani hep “Batı” örnek alınır ya… Rusya da bu şekilde bir dönem Fransa etkisinde kalmış. Tiyatrolar, giyilen kıyafetler, yapmacık ötelenmiş naziklikler (ki ben Rusya’ya kibarlığı hiç yakıştıramıyorum) dolu dolu her sayfada. 1886 yılı başyapıtlarından olan Ivan Ilyiç’in Ölümü Tolstoy’un en etkili kalemlerinden. Ölüme dair duygular o kadar net ve içten anlatılmış ki Ivan’ ın söylediği her cümlede Tolstoy “bu benim, ben düşünüyorum bunları” diyor. Hatta öyle ki, yaptığım araştırmalarda Tolstoy 58 yaşına kadar annesini, babasını, kardeşini ve oğlunu toprağa vermiş… O da yetmezmiş gibi, bir mahkumun giyotinle idamına da tanık olmuş. İnsanın kafasını dağıtan binlerce sosyal aktivite olan günümüzde dahi düşününce çok ağır gelen bu olaylar, 19. yüzyılda gerçekleşmişken Tolstoy’u düşünün bir de…
Dedim ya, bu kadar kayıp fazla diye, kitapta da sürekli kaybetmenin verdiği kaygısızlık görülüyor. Yüzeysel bakıldığında yalnızca bir adam ve ölümünü okuyorsunuz. Adından da anlıyorsunuz, Ivan Ilyiç ölüyor. Ama nasıl? Ölümüne yaklaşan her adımda neler yaşıyor, düşünüyor her şeyi görüyoruz.

Sondan Başlayan Bir Hikaye

Ivan ölüyor dedim ya, çok da sürpriz değil, başlangıçta bir cenaze evindeyiz. En başta söylediğim “Fransa etkisinde kalma” burada gösteriyor kendisini. En yakın arkadaşlarının dahi cenazeye karşı tutumları, ölüyü “iyi ki ben değilim” şeklinde büyük bir sevinçle karşılamaları çok çok hastalıklı bir durum. Fazla sert olmak istemiyorum ama hepimiz öyle değil miyiz? Annem bizi cenaze evine götürmez, gittiğim cenazeler sayılıdır ama hepsinde de dedikodu yapan, gülüp eğlenen, “mutlaka bana da bekliyorum çaya” davetinde bulunan bir sürü insana denk geldim. Trajikomik olan durumlardan biri ise cenaze evine sadece yemek yemeye gelen insanlar. Neyse, Tolstoy bu durumu daha Fransız usulü ele alıp karakterlerin duygularını içlerinde yaşatıyor.
Kitap yorumu yaparken genellikle karakterlerden tek tek bahsetmeyi tercih ederim ama burada çok genel konuşacağım. Ivan da öyle yapmış zaten. Çevresindekiler karısı, kızı, arkadaşları(isimleri var ama çok sık bahsedilmiyor) ve tüm herkesi silmesine rağmen yürekten bağlı olduğu oğlu… Oğluna karşı bile çok aşırı duyguları yok, kendi içinde yaşayan bir adam. Ki karakterlerin hiçbirinde kaygı, duyar yok. Düşündükleri tek şey rahat bir hayat sürmek ve keyifli ortamlarda bulunmak.

Ölümü Yargılamak

Mesleki deformasyon mümkün ise, Ivan bayağı deforme olmuş diyebiliriz. Çünkü kendisi çoğu zaman ölümü, doktorları ve çevresini yargılıyor. Aslında kitapta hep ezilen taraf Ivan’mış gibi okuyoruz. Ivan yalnızca iç muhakeme yapıyor, yargılıyor, karara varıyor ve susuyor. Herkes onun yerine geçmek istiyor, O’nun şöhretine, parasına sahip olmak… Ama bir yerde öyle keskin bir dönüş var ki, Ivan tüm çekilmezliğiyle, gerçekte kimseyi beğenmeyişi ve burnu havada haliyle çok batıyor göze. Bu sarsıcı dönüş yavaş yavaş rayına oturuyor sonra… Ağırlıklı duygu Ivan’ın ezildiği yönde olduğu için ben de “herkes kötü, Ivan iyi” modundayım 😀
İnişli çıkışlı yargı süreci sonunda Ivan ölümü kabulleniyor. Olayı anlatmayacağım ama kendinizi Ivan yerine koyun bakalım. Bir anda yatağa düşüyorsunuz, çok çok basit bir sebepten. Sonra çevrenizdekilerden kopuyorsunuz, o ışıltılı hayatınızın yerini dört duvar, katıldığınız davetlerin yerini yapayalnız günler bekliyor. Aslında ailesi tarafından bayağı bir ölüme terk edilmişlik bu. Gerçi bu Ivan değil, başka biri olsaydı hiç şüphesiz Ivan da yapardı aynısını. Onu nasıl terk ettilerse o da terk ederdi.

Neyse size dönelim, bu şekilde geçen şaşkın günlerin sonucunda ölümü kabullenebilir misiniz? Büyük konuşmayayım ama en başından kabul ederdim. Sonuçta hepimiz öleceğiz ve bu sürecin daha hızlı akacağını alenen biliyorsak neden ketumluk yapıp mutsuz olacağıma günlerimin keyfini çıkarmıyorum ki? Ne zaman öleceğimizi bilememenin verdiği belirsizlikle her anımı doya doya yaşamaya çalışıyorum…

Şimdi de o “doya doya” hayatımın en elektromagnetik teori dolu anına gidiyorum. Sizden biraz uzak kaldığımın farkındayım, daha çok buralarda olacağım diye söz veremiyorum, okulum çok yoğun ama olabildiğince bir arada olmaya gayret ediyorum. Bu süreç çok çok az kitap yorumu , sürekli günlük olsun istemediğim için belki de çok az buralardayım ancak, tekrar görüşmek dileğiyle!

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply