Japon Edebiyatı Hakkında

30 Aralık 2017

   KO Nİ Çİ VA!!  Herkese iyi akşamlar, yazıyı bu akşam yetiştirebilir miyim bilmiyorum bir yandan  televizyon izliyorum bir yandan da araştırıyorum ama elimde kayda değer bir şeyler var, geç olmazsa yayınlarım…

  Sınavlarım henüz bitmedi ama çok korktuğum 1 tanesi bitti diğerlerine (3 tane kaldı) çalışacağım ama bugün kendime izin verdim. E niye bu saate bıraktın derseniz de en ufak fikrim yok, şuan yazma isteği geldi. Konu olarak çok uzun zamandır aklımda çünkü benim de çok merak ettiğim okumaya cesaret edemediğim bir tür. Neden mi cesaret edemiyorum? Çünkü Japonlar “vur dedik öldürdün” edebiyatı yapıyorlar. Yalnızca Haruki Murakami’nin “Sahilde Kafka”sının bir kısmını okudum, -pdf olduğu için tamamlamadım alıp okuyayım diye- ama o kadar sarstı ki beni. En son Hakan Günday okuduğumda bu kadar sarsılmıştım…
Okuduğum kısım da o kadar anlamlarla sembollerle doluydu ki her cümlesinde durup düşünmem gerekti.
 Şimdi gelelim benim düşündüğüm değil genel olarak bilinen Japon edebiyatı hakkında konuşmaya… Beni araştırmaya iten nokta, bir kitapta bir yazarda böyleysem bütün eserlerde nasıl bir işleyiş olduğunu merak etmemdi. Tabi edebiyatta çeşitlilik, edebiyatı edebiyat yapanın çeşitlilik  olması gibi kısımları göz önüne alırsak birkaç kitabı göz önüne alarak hepsi hakkında konuşmak çok doğru olmaz. Ama bu işi baya ince işleyen bu sayfaya link vermezsem olmaz. Daha bir çok siteden araştırma yapmış olsam da direkt kitap isimlerine bu sayfadan kaynak alarak yer vereceğim.
  Öncelikle, Japonya’da Tokugawa döneminde batıya hatta tüm dünyaya karşı kapanma yaşanmış. Yani kimseyle işleri güçleri yok kendi içlerine kapanık. 250 yıl süren bir dönemden bahsediyoruz, bu kadar sürede kim bilir neler yapmışlardır… Hatta bu süreci bozan ilk kişiler de Portekizli tüccarlarmış. Ben Türk olduklarını düşünmüştüm. Çünkü muhtemel sonuç şu olabilirdi: ULA BU CAPONLARDAN Bİ HABER YOK BAKALIM NAPIYO’LAR. Ama olmamış. Neyse, devam edelim… Japonlar bu dönemde, bu uzun dönemde edebiyatlarını sıradanlaştırmışlar. Yani yaratıcı yazıların yerini sıradan denilecek edebi değeri olmayan yazılar olaylar almış. Entrika, çapkınlık, zengin-fakir konuları görülmüş. Yani edebiyatımızda Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Yahya Kemal Beyatlı’nın yerini wattpad büşra küçük almış diye düşünün, durumun 250 yıl öncesinin Japonya’sı benzerlik kısmını anlayın… 
Daha sonra bu buhranlı dönemden 1800’lü yıllarda kurtulmuşlar ama bu kez de çok açılmış olmalılar ki modernleşme süreci çok hızla girmiş hayatlarına. Öyle ki anadilleri İngilizce, ana dinleri Hristiyanlık olsun istemişler… Modernleşme süreçleri bizim edebiyatımızla çok benzetiliyormuş bu da dikkatimi çekti. Gelenek ile modernliğin çekişmesi çok olmuş. Aynı dönem yazarları iki kola ayrılmışlar yani. E hal böyle olunca ortalık daha hareketli olur haklı olan haklılığını göstermek için elinden geleni yazmış. Okurların görüşleri ne olmuş aslında merak da ediyorum. Sonuçta yazarlar bir şeyler anlatmak istiyorsa hitap ettikleri kitlenin de fikirleri olması lazım değil mi? Muhtemelen burası da bizim dönemlerle benzerlik gösteriyordur.

Yalnızca mangalardan ibaret olmayan edebiyat! 

Bir çoğumuz sanıyoruz ki Japon edebiyatı yalnızca mangalardan ve Haruki Murakami’den oluşuyor. Ama değil arkadaşlar. Çatı katı bişey bişeyli bir Türk kitabı vardı, wattpad çıktısı heralde o da onların edebiyatına dahil değil. Gerçi o Kore edebiyatı olabilir Koreliler sevecen insanlar, çağatay akmanı alın bu çocuk kitap yazmış siz kabul edin desek kendi edebiyatlarına eklerler. Konuyu çok dağıttım değil mi? Aslında varmak istediğim nokta Japon edebiyatı hakkında konuşurken kitaplardan örnekler ile yoluma devam etmekti… 
   İlk kitaptan başlayayım, Koushun Takami adlı yazarımıza ait tek kitap… Ölüm Oyunu adlı bu kitap bir adaya hapsedilen bir grup liseli genci anlatıyormuş ve devlet tarafından çıktığı ilk zamanlarda pek hoş karşılanmamış. Yasaklananların çekici olması kitabı daha çekici hale getirmiş ve bilin bakalım kitabı kim okumak istiyor?????? He bir de, bu kitabın Açlık Oyunları’na temel olduğunu okudum. Tabi sonrasında çıkan aynı olay ve konuda yalnızca ismen farklı (bazı kitaplarda isimler bile aynıydı) kitaplara da yol gösterici olmuş.
   Bir de araştırdığım kitaplarda yazarlarının hemen hemen hepsinin intihar etmiş olması detayı var. Bu konuda da TABİ Kİ SİNEM KİTABİNKANIZ HARİKA BİR BAŞLIKLA GELECEK. Kendimi tutamayıp bir şey söyleyeceğim diye endişelensem de hayır konuma devam ediyorum.
    Merak ettiğim kitaplardan diğeri ise Raşomon ve Diğer Öyküler  . Günümüzde çoğu anime ve filme konu olmuş öyküler içeren kitapta yazarın kendisini anlattığı söyleniyor. Hani “bu kesinlikle ben değilim” diye anlatılıp aslında “o” olanlardan… Ve Akutagava’nın modern edebiyatın kurucu olduğu detayını da ekleyeyim.
Geçen gün karşıma çıkan, günlerdir karşıma çıkan bir kitaptan bahsedeceğim. Adı “Kişisel Bir Sorun “. Kitabın konusu engelli bir çocuk sahibi babanın duyguları. Tabi yazarın da engelli çocuğu olduğu göz önüne alındığında iş romanlıktan çıkıp direkt günlüğe dönüyor. Günlük yazıyorsam günlük okumayı da severim!
 Şimdi de Karlar Ülkesi’ni prenses elsa dışında seveceğiniz, en azından benim merak ettiğim bir kitap önereceğim. Çok farklı bir tonda yazılmış Karlar Ülkesi aslında Japon edebiyatı hakkında çok detaya sahipmiş. Yazar Yasunari’nin kendine özgün kalemi hiç şaşırmadığım şekilde, intihar ile sonuçlanmış. YA NE VAR BU KADAR İNTİHAR EDECEK JAPONYA MİS GİBİ ÜLKESİN. 
  Yazıda henüz Haruki Murakami önermediysem kitaplarında sembollerin altında ezilme korkusu yaşadığımdandır arkadaşlar, diğer önerilerle asıl benim okumak istediklerimle devam edeyim. Üsttekiler de okumak istediklerimdi ama Japon edebiyatını araştırırken karşıma çıktılar, şimdi söyleyeceklerim direkt, bu zamana kadar alayım da okuyayım dediklerim…
Yastıkname ile başlayayım… Binbir Gece Masalları gibi başucu kitabı olacak kitaplardanmış kendisi. İmparatoriçe’nin nedimesinin aklına her esmesinde eline alıp yazdığı defterin günümüze ulaşması olan bu kitap o dönemin insanını, kültürünü anlamak için okuyabileceğim en değerli kitap olacak benim için.
Hani hızlı modernleşmeden bahsettik ya, işte Sanşiro da bu yolda atılan önemli adımlardan. Sonuçta adamları sıkmışlar dışarıya kapalılar, kapak açılınca yığınla çıkmaları çok normal… Neyse, sanşiro da alışılmış Japon kültürünü sembollerle anlatma hikayesi görülüyormuş. Peki bunlar ne demek? Haruki Murakami’den örnek vereyim, insanların olağanüstü güçleri var olarak anlatılıyor ya da ilişkileri çok karmaşık bunların hepsi ve daha fazlası bir şeyleri anlatabilmek adına uğraşılıp düşünülen konular. Yani sanki eğer edebi bir eser istiyorsak olayın matematiğini denklemini kurmalıyız demişler anlam içine anlam yüklemişler gibi.  Ne kadar kitaplarını “okuyayım” desem açıklama kısmında Japon kültürüne ait çok iz var demiş, Nazlı Kar adından hikayesine kadar tamamen Japon kültürüne ait… Japon şiirinde kiraz çiçeklerinin baharda dallarından dökülmesini kar zannetmek söz sanatı varmış ve adını oradan alıyor. Hikayesini de size bırakıyorum çünkü aklımda birkaç kitap daha var onları söylemem lazım.
Bir diğer kitap ise, hikayesi beni sarsacağını düşündüğüm bir olaya sahip… Son cümlelerine kadar göreceğimiz bir kızın tamamlanamamış hikayesini doktoru ve annesi tamamlıyor. Kitapta hüzün de gözyaşı da umut da bol, en sevdiğim! Bin Damla Gözyaşı adı verilmesi okuyucunun mu annesinin mi yoksa Aya’nın mı gözyaşlarından kaynaklanıyor bilinmez ama okursam çok ağlarım diye düşünüyorum…
Yukio Mişima fuarda almak için niyetlendiğim sonra ne olduğunu anlamadan başka bir kitap aldığım bir yazar, özür dilerim almadım demek ki zamanın değilmiş. Ama Dalgaların Sesi Japon edebiyatı hakkında bilgi sahibi olmak için okumak istediğim kitaplardan. Tabi eksi yön olarak japonların kullandığı sembollerde ilişkileri kullanmaları olunca biraz geride duruyorum…  Geride durduğum bir diğer kitap ise Vejetaryen . Geride duruyorum çünkü realist yazmaktan kalemlerini çekmeyen Japonların bu tarzları beni korkutuyor. Gerçeklerin yüzüme vurulması, ben o satırları okurken bir yerlerde bunları yaşamış /yaşayan ya da yaşayacak olan birilerinin olması belki yaşayacak olmamız içimi ürpertiyor. En yakın zamanda bu listedekileri okuyup japon edebiyatı hakkında okuduklarımdan oluşan bir yazı yazmayı diliyorum umarım başarabilirim, hepinize konvanbaa!! Oyasumu nasayy!

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply