Şair Evlenmesi | Şinasi

11 Haziran 2017

Türk Edebiyatı ilklerini okumaktaki ikinci durağım ilk tiyatro eserimiz Şair Evlenmesi…
Yorumumdan önce biraz bilgi vermek isterim. Daha öncesinde, “bilge kültür sanat yayınları” baskısında karşılaştığım kitaptan önce bilgi kısmı ve orijinal diliyle beraber günümüz Türkçesi (sözlük de var) haline yer verilmiş olmasının büyük bir avantaj olduğunu belirtmeliyim.
Başka yayınlarda da aynı durum söz konusu mu bilmiyorum ama bu yayınevinin baskılarını (çeviri ve bilgi olarak) gerçekten kaliteli buldum.

İlk Tiyatro Eseri Olması

Bu biraz şaibeli bir durum. Yani adam direkt yazmış “oooo biz bunu ilk tiyatro eseri yapalım, daha önce kimse tiyatro yazmadı!” denmemiş öyle arkadaşlar. Birçok deneme yapılmış hatta şair evlenmesinden öncesinin de olduğu biliniyor. Mesela kitapta yer verilen bir bilgiye göre;

“…Abdülhak Hamid’in babası, Hayrullah Efendi Şinasi’den on beş yıl kadar önce “Hikaye-i İbrahim Gülşeni“ adlı romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş; fakat bunu yayınlamayı görevinin ve makamının şanına uygun görmemiş ki hiçbir zaman düşünmemiştir. Onun bu eseri yazıldıktan yüz yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Şinasi “Şair Evlenmesi“ ni yazdığı zaman böyle bir örnek meydanda yoktu. Sonuç olarak “Şair Evlenmesi” Türkiye de ilk yayımlanan, hatta ilk yazılan tiyatro eseridir…”

Yani diyor ki, adamlar denemiş! Bunu şey gibi düşünebiliriz, yarışmalara yüzlerce kişi katılır ve en iyisi, en başarılısı birinci seçilir. Ben fizikçiyim ve fizikte en çok sorduğumuz soru, “kime göre? neye göre?” dir. Bu yüzden, ilk eserlere bakış açım; bunu kim beğenmiş, kim ilk yapmış oluyor. Tabi bunu okumadan önce değil okuduktan sonra sorup cevaplamam daha sağlıklı. 
Şimdi, kitabı okumadığımı varsayalım, derim ki “Şinasi ilklerin adamı, -yine bilim tarihiyle karşılaştırmadan durmuyorum- Newton nasıl bir devri yönettiyse, o ne derse o olursa, o kabul edilirse Şinasi de böyledir, yazmış yayınlamış, ondan sonra daha başarılısı da gelmemiş”. Ama asla demem ki, “ilk” Şinasi yazmış. Çünkü yazıyla başlayan tarihte mutlaka ve mutlaka tiyatro türünü deneyen vardır ve Şinasi’nin yazdığı tarihe bakılırsa (1800lü yıllar) yabancı yazarların düşünürlerin çok gerisinde kalınmış görünüyor. Ama edebiyatı zengin bir toplumuz, ben sanmıyorum ki ilk defa Şinasi yazsın, mantıklı geliyor mu size?
  Gazete çevresinde gelişen toplanan bir edebiyat anlayışımızın olduğu o dönemlerde yayınlamış Şinasi bu eseri, “Tercüman-ı Ahval’de”. Tabi beğenilir mi hiç?! Herkes hor görmüş, basit, gereksiz, abartı, kocakarı masalı olarak nitelendirilmiş. Halk yerden yere vurmuş, aydın kesim yüzüne bakmamış. Hatta rakip gazetelerde göndermeli göndermeli yazılar, fıkralar yayınlamış.
Ne var yahu bunda bu kadar mı? Niye “aydınların” ilgisini çekemeyip halk tarafından yadırganmış Şair Evlenmesi?

Konusu

Kitabın konusu, annemden babannemden dinlediğim, onların çocukluklarında şahit oldukları olayların birebir aynısı. Günümüzde ne kadar denk geliriz bilmiyorum ama harika bir örnek vereceğim en sonda 😀 
Öncelikle konudan bahsedeyim, aydın ve batı kültürüne sahip bir efendi (Müştak Bey), mahallesinde oturan güzel hanımefendi (Kumru Hanım) ile birbirini severler ve evlenmek isterler. Tabi burada “e bu adam aydın kesimden ne işi var böyle bir mahallede? ” diyorum. Çünkü mahalleye ve mahalledekilere yabancı, hiçbir şeyden haberi yok insanlardan tiksinmeyi “elitlik” sanan bir bey. Neyse, demek ki Şinasi öyle yazmak istemiş.
Konumuza döneyim, bizim Müştak Bey evlenmek ister istemesine de, aracı olmak zorunda ki kıza haber salsın da düğün olsun. (Burada eserin ilk perdesinin sonradan kaldırıldığından bahsediyor ve oyun yalnızca düğünden sonrasını içeriyor. Öncesini de yayıncının isteğiyle, ilk yazıldığı zaman kaldırdığı bilgisi var). Düğün oluyor, gelin kızımız geliyor. Tabi oyun bu ya, Kumru Hanım değil, onun ablası evlendirilmiş Müştak Bey ile. Evin, “evde kalmış, meymenetsiz, kötü kalpli, huysuz” kızı. Tabi bir şekilde olay çözülür çözülmesine de rüşvetler türlü oyunlar havada uçuşur. Ama hiç yadırgamadım durumu nedense. Evin küçük kızı gösterilip, evde kalmış kızın verilmesi hikayesi eskilerde sıkça rastlanan bir şeymiş bunu biliyorum.
 Az önce dedim ya, bir benzetmem var diye… Eğer “Şair Evlenmesi” günümüze çevrilecek olsa -buna benzer bir film vardı sanırım- sosyal medyada tanışıp, birbirlerini fotoğraflardan tanıyan iki gencin karşılaşınca uğradıkları hayal kırıklığı olarak oynanabilir sanırım. Adı da “Playboy Evlenmesi” ya da “İnstagirl Evlenmesi” falan olsun da isim anası olayım sayın tiyatro ve sinema yazarları ve yazar aday adayları!

Karakterler

Karakterlerden tek tek bahsetmeyeceğim ama genel olarak kendini “elit” sanan bir genç ile karşısındaki yurdum insanı, mahalle insanı var. Tabi burada İbrahim Şinasi bey, nikahı kıyan hocayı rüşvetçi, rüzgar ne yöne eserse oraya eğilen mahalleliyi de şakşakçı ve cahil gösterip, güya batılı aydınımızı(!) da övmelere doyamamışsa da (kitaba göre mazlum olan Müştak Bey’dir,tamam bu doğru ama rüşvet veren değil rüşvet alan kötü gösterilir) sonuç tatlıya bağlanır. Dilindeki sadelik, sanki halk anlasın, uğraştırmayın beni havasında olsa da, garip bir sevecenliği var kitabın.
 Ama şunu da söylemeden geçmeyeyim, kitapta döneme dair izlere o kadar net dokunuyoruz ki… Örneğin, o dönemde kadının tiyatroda pek adı yok. Şair Evlenmesi de kadınlar üzerine dönüyor. Yani evlenmek istenilen kadın değil ablası veriliyor ama kadınlara düşen söz çok az. Yani kadınlar konuşturtulmuyor, konuşan susturuluyor değil. Kadınlara replik verilmiyor. Mesela ben beklerdim ki Kumru kızımız çıksın ortaya konuşsun. Ya da ablamız (Sakine Hanım) Müştak Bey kendisine hakaret edince çemkirsin, yıksın ortalığı ama yok. Konuşan kadınlar var elbette ama onlar da ya mahalleli ya da arabulucu yaşlı kadınlar.
Belki dönemin şartları bunu gerektiriyordu diyenler olacak ama, konuşturmayın benim feminen yanımı canım! Madem kadın oynayamaz, evde yemeğini yapar niye Ümmiye Koçak gibi annelerimiz çıkıp da köy tiyatrolarını koruyor ya da birbirinden ünlü kadın oyuncularımız bizi uluslararası alanlarda temsil ediyor? “Yok günümüzde normal, eskiden öyle değildi…” Tabi canııım, siz bastırın, oluşturun algıyı sonra deyin ki “kadın kısmısısısııısıısısısısısıı evinde oturur”. Yok İbrahim Şinasi Bey amca ve bütün dönemlerde kadını desteklemeyen, adeta rüzgarın estiği yöne giden mahalleli gibi davranan bütün yazarlar ve çizerler, siz kadın yavrularısınız, bunu kabul ediniz. 
 Sonucu nasıl bağlarım, kim gelir bunu okur bilmiyorum ama heralde birçok duyguyu bir arada hissettiğim “ilk” tiyatro eseri bu olsa gerek.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply