Semaver | Sait Faik ABASIYANIK

2 Temmuz 2018




  Bir önceki yazıda içimi rahatlıkla döktüğüme göre buraya daha sakin ve konudan kopmadan bir başlangıç yapabilirim…
Instagramda yaptığım anket sonucunda bugün hangi içeriği yazacağıma siz karar verdiniz. Ya günlük düzenlemesi yapacaktım ya da kitap yorumu. Sizler kitap yorumunu seçtiğiniz içiiin bugün, daha önce okuduğum ama anlatmadığım bir kitaptan bahsedeceğim. 

Her zaman olduğu gibi birazcık Sait Faik’i tanıyarak başlayalım…

  Sait Faik, 1906 Adapazarı doğumlu Türk Edebiyatı’nın emektarlarındandır. Çok kitabını okumadım kendisini çok fazla tanımıyorum ama bana öyle geliyor ki Sait Faik bir köy kasabası kahvesinde -Ege olması muhtemel- elinde kalemi defterine bir şeyler karalıyor her daim.
Gelip geçenler umurunda olmadan sadece selamları alıp veriyor gibi bir havası var… Annesiyle babasının ayrılıkları gibi detayları es geçerek ilk hikayesinin yazılmasına değinmek istiyorum; İpekli mendil. Bursa Erkek Lisesi’nde öğrenciyken edebiyat ödevi olarak yazıyor bu öyküyü. Öğrenciliğinden sonraki dönemlerde yurtdışı yaşamı da oldukça hararetli. Gidiyor, geri dönecekken vazgeçiyor ya da orada dil eğitimini ilerletmek için bir lisede dersler alıyor gibi hızlı geçeceğim bilgileri haricinde Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulu’nda Türkçe Öğretmenliği yaptığı bilgisine ulaştım. Ancak burada da çok uzun süre tutunamamış Abasıyanık çünkü öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramamış. Aslında hakimiyet demek doğru olmaz, öğrencilerde öğretmen profili oluşturamamış desem daha doğru olur ancak o dönem için baskın olup sesini çıkartan, asık suratlı olma işini yapamamış… Sonrasında çıkan bir tartışmada buradaki işinden ayrılmış.
  İşlerde de bir türlü “tamam bu bana göre” diyemeyen Sait Faik babası tarafından kendisine bir dükkan açılmasıyla belki tutunurum sanmış. Ancak yine aynı şekilde sonuçlanıp babasına boş dükkan anahtarı teslim etmiş en sonunda… Hatta bahsedeceğim kitaba adını veren Semaver öyküsü matbaa masrafları babası tarafından karşılanınca baskıya gitmiş. 
Belki işi sadece yazmak olsa çok daha rahat edecek olan Sait Faik Burgazada ve İstanbul arasında (annesinde ve babasında kalmak) gidip gelen bir hayat sürmüş. Siroz hastalığı başlangıcıyla devam eden sancılı hastalık dönemlerinin haricinde Burgazada’daki evini müze olması şartıyla Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamış. 
   Bana göre edebiyatında son derece nam salan yazarın yalnızca yazması gerekiyormuş. Tabi öyle olsa nasıl yazacak konu bulabilir, ilham alabilir bilemiyorum…

Semaver ve öyküleri

  Edebiyatımızın durum öykülerinin öncüsü olarak bilinen yazarı doğruluk ve gerçekcilik konusunda kalemini geri çekmemiş hiçbir zaman. Daha 1 kitabını okumuş olabilirim ancak her öyküsünde gördüğüm bu tutumun diğer kitaplarda değişeceğini hiç sanmıyorum…
  Ancak kitapta karakterler birbirine çok karışıyor. Falanca sayfada kim kiminle konuşuyor ya da az önce anlatılan karakter nasıl bir anda başka birisi oluyor ya da yazar nerede kendisi konuşmaya başlamış anlamak oldukça güç. Eğer akışına bırakıp okursanız çok zevk alırsınız ancak biraz komplike yaklaşıp “şurada ne demek istemiş” gibi detaylara inerseniz kaybolursunuz. Çünkü muhtemelen yazar sizin takılıp anlam aradığınız yerleri hiç önemsememiş, yalnızca içindekileri dışarı yansıtmak için yazmıştır. Çok fazla anlam aramak Semaver dahil tüm öykülerinde ne kadar doğru karar veremedim…
   Genel itibariyle bakıldığında Sait Faik yoğun iş,sınav gibi dönemlerinizde bir mola olabileceği gibi yaz tatili dinlenmelerinizde olağanüstü ferah bir kaleme sahip.
Ege’deki köy kahvesinde elinde kalemi defterine sürekli bir şeyler yazan bir Sait Faik düşünün… O yazıyor, anlatıyor ve siz dinliyorsunuz. Belki sahil kasabası ise su seslerini de duyarsınız hikayelerde. 
Yazdıkça yeniden okunma isteği uyandıran Semaver sınav dönemlerinde metroda herkesten uzaklaşmak için bir kaçış noktam oldu. Muhtemelen yeniden göz atacağım hikayelerine…

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply