Yokuşa Akan Sular |Mustafa KUTLU

21 Haziran 2016

    Merhabaa,ben @kitabinka ,kızlarla beraber bu Mustafa Kutlu okumaya devam edelim oturumumuz kapsamında “Yokuşa Akan Sular”ı seçmiş ve okumuştuk.Okumuştuk diyorum çünkü bunu sanırım Mayıs’ın sonlarında okumuştuk.Zaten kütüphanede birkaç saatte okuyup teslim etmiştim hemen.Bundandır ki,güzel özenli temalı bir fotoğrafa sahip değilim.Kitapla ilgili de çok şey söyleyemeyeceğim gibi çünkü çok uzun soluklu bir kitap değildi.Ayrıca siyasi mesajlarını da tam anlayamadım herhalde.
Kitabı okurken “Seksenler” dizisini de anımsıyoruz.Ama daha gerçekçi ve daha sansürsüz.Burda bahsettiğim sansür küfür anlamında değil ha.İnsanların yaşayış tarzları,iş hayatları,düşünceleri… Hangi yılda yazıldığını bilmiyorum ama herhalde 80’lerde falan yazılmışsa büyük ihtimalle yasaklanmıştır gibi geliyor.Siyasetçilere gönderme vs. yok ama insanları teşvik edebilecek yazılar var.Yani kalkın şunu yapın bunu yapın demiyor ama anlayın işte,bir şeyler var.
Kitapta o kadar birbirine karışıyor ki hikayeler,olaylar;tam birbirinden bağımsız derken bir sonraki hikayede bağlanıyor.Ya da bağlı derken bir anda kesiliyor olaylar.
   Genel olarak kitabı çok benimseyemedim.Beğenmedim diyemem ama diğer Kutlu kitapları kadar da beğendim diyemem.Ne bileyim bir garip kitaptı.Zaten okuduktan sonra Esra’yla Rumeysa’ya nasıl bir hissettirdiysem onlar da okumaya endişe ettiler kötü mü falan diye.
Ama şimdi hakkını yemeyeyim Mustafa Kutlu Bey gayet güzel betimliyor her şeyi. Kitabı okurken 80lerde yatırım yapıp ev sahibi olmak isteyen ailenin nelerle karşılaştığını da,ekmek parası uğruna kellesinden olan bir fabrika işçisini de,tanıdık vasıtasıyla bir anda ne olduğunu anlamadan köydeyken kendini fabrikada bulan cahil işten güçten anlamaz gençleri de tanıdım.Özellikle insanların yaşayış tarzlarını anlamak açısından kısa da olsa sayfalar dolusu bir kitap…
   Belki dönemle ilgili çok merakı olan,bilgisi olan birisi okusa daha çok şey anlayabilirdi.Çünkü benim 80ler bilgim ailemin anlattığı “saatlerce tüp,ekmek sırasında beklerdik,neler çektik”ten ibaretken;kitaptaki betimlemeler sanki bana o sırada bekliyormuşum gibi hissettirdi…

Merhaba ben @bayanpolininkitaplari
Sinem’in de dediği gibi beraber okuduğumuz bir kitaptı Yokuşa Akan Sular.
Kitabın konusundan falan bahsetmeyi es geçiyorum onlara Sinem değinmiş zaten. Ben daha çok kitaptaki dikkatimi çeken şeylerden bahsetmek istiyorum.
Öncelikle kitabın yazılma tarihi 1979 ve haliyle daha yeni yeni sanayinin Türkiye’de yer edinme aşamalarının olduğu yıllar. Şöyle bir düşününce hayatınızda fabrika nedir bilmiyorsunuz ve bir anda sizi bir binanın içine sokup; burası fabrika burada çalışacaksın ve tabi kurallara uymak zorundasın diyorlar. Henüz kurulan bir sistemin kurallarının ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır sizin oradaki can ve tabi zihinsel güvenliğiniz. Oradaki kaidelerin kalitesidir; yapılan işin, ileri boyutunda her hangi bir zarara yol açıp açmayacağına yön veren. Velhasıl kelam Mustafa Kutlu yine düzenin bozuk yanlarına nokta atışı yapmış. Ama bu noktaların her biri ayrı yerde. Yani belli bir bütünlük yok. Demek istediğim kitapta anlatılan olaylar birbiri ile bağlantılı mı bağlantısız mı orasını fazla anlayamadım. Yine de anlatılan tüm olayların bozuk sisteme kafa tuttuğu kesin. Hele öyle bir dönemde yazılmış olduğunu düşünürsek akıllara şu satırlar sıralanıyor:
“Sevgisizliğin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır. /Cahit Zarifoğlu”
Önemli olan yaşadığınız coğrafyada size neyin dayatıldığı ve sizin neye baş kaldırdığınızdır diyip hepinize hoşçakalın demek istiyorum. 🙂

@beceriksizkız‘ dan;

Ben yine sona kaldım dostlar, yine en güzel kelamlarıyla bu kitabı kadim dostlarım çok güzel anlatmış. Bende kitabı okurken hissettiklerimden bahsedeyim o zaman. 80’li yılların göbeğinde köyden şehre iş için gelen bir gencin hem ergenlik hemde köyden indim şehre sancıları içinde yeni bir hayata adapte olmaya çalışan Bircan’ın hikayesi bu. Biraz iç burkan bir hikaye bence çünkü zor zamanlarda geçen hikayeler hep bende bir yara bırakır. Biz bunca rahatlık içerisinde yaşarken, dedelerimizin yaşadığı zorluklar bana ağır geliyor. İş sahibi olup geçinebilmek için tüm yaşam standartlarının üzerine çıkan demeliyim aslında ama hayır, şehirleşme modernizim yükseliş değildir aksine yerin dibine batıştır bizim için. Tertemiz olan köy hayatını bırakıp saçma sapan şehir hayatına geçişimiz mi modernlik? Ha köyde kalıp gelişmeseydik demiyorum ben yanlış olmasın şimdi.Ama önceden bi’ örf adet ayıp denen kavramlar vardı. Soruyorum şuan peki, kaldı mı ayıp diye bir şey? Cevap vermek istiyorum! Buyrun. Hayır kalmadı. Modern olacağız diye ne hallere düştük. Neyse konuyu saptırmıyorum. Ne diyorduk, hah evet. Para kazanabilmek için benimsediği yaşamı bırakıp tamamen bambaşka bir dünyaya lönk diye düşen Bircan’ın trajik hikayesi sayın okuyucular. Okuyun sizde okuyun. Zor zamanlarmış diyerek elimizdekilerin kıymetini bilelim. Bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere..

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply